Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Mayıs 06, 2010

Yosemite'de haftasonu


Ve ufak bir kaza raporu...

1-2 Mayıs haftasonu sezon açılışını yaptık bir arkadaşımla. bizimle beraber eşlerimiz de geldi, onlar yürüyüş yaparken biz tırmandık. İlk gün güzel geçti ama güzel başlayan ikinci gün biraz stresli bitti. Ani ile beraber yürüyüşe giden arkadaşımız Michelle patikadan ayrıldıkları bir noktada düşüp ayağını burktu. Vadi içinde telefonlar çektiği için kazadan yarım saat sonra bize ulaşabildiler. Biz durumu park yetkililerine bildirdik, onlar da hızlı bir organizasyon ile Michelle'i helikopterle aşağıya indirdiler. Hayati tehlike yoktu, ünlü YOSAR kurtarma takımının nasıl çalıştığını görmek ilginç bir tecrübe oldu. Gördüm dediysem de aslında telsiz konuşmalarını takip ettik. Etkinliğin fotoları burada.

Kaza ve sonrasının kısa bir özeti:
14:45 - Michelle patikadan ayrıldıkları bir noktada düşmüş. Vadi tabanından yaklaşık 3 saatlik bir mesafede, hedefledikleri Yosemite Point'e yakın bir noktada.
14:50 - Ani beni aradı, fakat pil harcamayalım diye saat 3'ten önce telefonları açmayacağız diye sözleştiğimiz için mesaj bırakabilmiş ancak.
15:15 - Biz yeni bir rotaya giremeye hazırlanıyorduk, hanımları arayıp da durumu kontrol edelim dedik ve kazanın haberini almış olduk.
15:30-15:45 -  Park yetkililerine durumu bildirdik. Kurtarma konusunda yetkili bir görevli hem bizden hem de ara ara konuştuğumuz kazazedelerden durumun ciddiyetini, kaza noktasını, çevrede başka yardım edecek insan olup olmadığını belirlemeye çalıştı. Kurtamanın koordinasyonu vadi içinde yer alan başka bir ofisten yapılıyormuş. Yetkili kişi onlarla bağlantıya geçip durumu bildirdi.

Bu noktada ben de Michelle'in kocası Adan da yukarı çıkmak istediğimizi belirttik ama yetkili kişi kesin bir dille ofiste kalmamızı istediğini belirtti. Her ne kadar yardım etmek istesek de ellerinde yeterince insan gücü olduğu için bize beklemekten başka bir seçenek kalmadı. Ve hatta görevli operasyon sonuçlanana kadar sizinle duracağım dedi. Anladığım kadarıyla kazazede yakınlarının panik ile işleri karıştırmasını istemiyorlar, haklı nedenlerle.

8 kişilik bir ekip (3 kadın ve 5 erkek) hızlı bir şekilde yola çıkmış kurtarma merkezinden, tahminimce 4:30 suları. Biri hemşire olan ekibin iki üyesi hafif yükle önden giderken, geri kalan 6 kişi gerekirse yaralıyı patikadan indirmek için kullanacakları sedye, tekerlek ve bir takım malzemeleri taşıyorlarmış.

17:15-17:30 civarında bir helikopter sesi gelmeye başladı. Sonradan anladığım kadarıyla önce vadiye inip kurtarmayı helikopterden koordine edecek bir görevliyi alıp tekrar havalanmış.
17:50 - İlk kurtarmacı kazazedenin yanına ulaştı. Aninin anlattığına göre Michelle'in hayati tehlikesi olmadığına karar veren kurtarmacı derhal helikopteri yönlendirebilmek için açıklık bir alana çıkmış. 5 dakika sonra ikinci kurtarmacı da gelmiş (bir kadın)
18:00 - Kurtarmacılar Ani'yi ve onlara yardım etmek için kalmış iki yürüyüşçüyü hava kararmadan aşağı insinler diyerek yollamışlar.

Biz bu noktada bir kamp yerinde yanımızda ilk konuştumuz görevli ile beraber telsiz konuşmalarını dinliyorduk. İlk tercih olarak Michelle'i helikopterle aşağı indirmek istemelerine rağmen bulundukları noktanın helikopter inişine uygun olmaması yüzünden hala sedye ile patikadan indirme olasılığını düşünüyorlardı. İlginç bulduğum nokta helikopterin aslında milli parkın değil de buralardaki eyalet polisi olan CHP denen bir kurumu ait olması. Dolayısıyla pilotun amiri CHP kurumundan, yanındaki kurtarmacının amiri ise Milli Parklar kurumundan (NPS). Kurtarmacılar helikopteri indirmek istese de pilot kurumunun onayı olmadan indirmeye pek yanaşmıyordu. Son kararı ise iki kurumun koordinasyon merkezleri aralarında konuşup verdiler. CHP'den pilota olur gelince yaklaşık 7 sularında Michelle'in sabitlendiği sedye helikopterden sarkıtılan ipe bağlandı ve yukarı çekildi. Operasyon başlamadan önce yerdeki kurtarmacı ile helikopterdeki kurtarmacı sedyeyi hangi noktadan hangi karabinaya bağlayacaklarını bir kaç kez konuştular. Ben bile uzaktan ne yapılacağını gözümde canlandırabiliyordum.

19:10 gibi helikopter Michelle ile beraber vadi tabanına indi. Vadi o kadar derin ki havadan üç tur atarak yeterince yükseklik kaybedebildi. Yanımızda duran yetkili Adan'ı Michelle'in yanına götürdü, ben de kampımızı toplayıp arada telefonla konuştuğum Ani'yi almak için patikanın başladığı noktaya gittim. Hava tam kararmadan yaklaşık 8 gibi Ani ve diğer iki yürüyüşçü aşağı indi. Michelle'in ayağında kırık varmış, Yosemite'de alçı yapıldıktan sonra yola çıktık, gece yarısını geçe Bay Area'ya vardık.

Cumartesi, Eylül 26, 2009

Steve House


Geçtiğimiz hafta Pazartesi (14 Eylül), Palo Alto'daki Patagonia dükkanında ünlü dağcı ve alpinist Steve House'un bir sunuşunu izleme fırsatı buldum. Stanford Alpine Club'ın da destek olduğu organizasyona katılım fena değildi. Yaklaşık 50 kişi ile beraber House'un yeni kitabı Beyond the Mountain hakkında bir sunum izledik. Fırsattan istifade kitabı aldım tabi ki, okuyunca yorumları mı da yazacağım buraya.

House'un kitabi uzun süredir sponsoru olan Patagonia tarafından basılmış. Sunum da kitabın içeriğini takip etti; dağcılık ile ilk tanışmasından başlayarak büyük dağlar ve zorlu yüzeylerdeki serüvenlerinden, seneler içinde stilindeki değişimden ve tabi ki ünlü tırmanış partnerlerinden bahsetti.

Sunumda çektiğim fotolar ve videolar şu linkte ama kısa kısa ilgimi çeken noktalar şunlar oldu:
>> Dağcılığa lise sonunda değişim öğrencisi olarak gittiği Slovenya'da başlamış. Yugaslavya'ya Komünist sistem dağılmadan gitmiş; dünyayı gezmeyi sevseler de Amerikalılar için sıradan sayamacağım bir ülke seçimi.
>> En ünlü tırmanışını yaptığı (ve hatta bununla Piolet d'Or aldığı) Nanga Parbat'a ilk defa da Slovenya'da geçirdiği sene gitmiş. Amerikalı bir gencin Komünist bir devlet sponsorluğunda Himalayalarda ekspedisyona götürülmesi ilginç gerçekten.
>> 'Başarılı çıkışlarımdan çok başarısız etkinliklerim' oldu vurgusunu da beğendim. Nanga Parbat Rupal Yüzünü ikinci denemesinde çıkmış mesela, ilki Bruce Miller ile 2004'te.
>> Piolet d'Or sahibi biri olarak dağcılığın ödüllendirilmesi mantığına da dokundu haliyle. Rusların yaptığı büyük etkinlikleri beğenmemesinin en büyük nedeni olarak dağa verdikleri kalıcı zararı gösterdi (sabit ipler, ağır boltlama, onca adamın uzun sürede biriken çeri çöpü vs.), ama yine de ödüllendirme sisteminin yeni halini de pek beğenmediğini söyledi (bakınız Piolet d'Or yazım).
>> Günümüz alpinizminin üst çıtasını belirleyen bir insan olarak dağcılığın 'bir sonraki büyük adımını' hızlı solo Himalaya çıkışlarda gördüğünü belirtti. Buna benzer bir çıkışı Karakorum'da K7'nin (6858m) Güneybatı yüzünde yapmıştı. Bu etkinlikte taşıdığı toplamda sadece 3.5 kg'lik malzeme başlı başına bir dağcılık dersi konusu olur (o malzemelerin olduğu aşağıdaki fotoya dikkat).

Salı, Temmuz 07, 2009

Piolet d'Or Ödülleri

Senelerdir takip ediyorum ödül kazanan tırmanışları ama hiç oturup da kim, nasıl verir bu ödülü, nedir kriterleri diye düşünmemiştim. Bir fırsat bulduğumda da bu kısa araştırmayı yaptım internetten.

Ödül 1991'den beri Fransız Montagnes dağcılık/tırmanış dergisi ve Groupe Militaire de Haute Montagne isminde (anlayabildiğim kadarıyla) Fransız ordusu ile bağlantılı bir dağcılık örgütü tarafından ortaklaşa veriliyor. Birkaç yıl öncesine kadar bu iki kurum ağırlıklı oluşan bir kurul tarafından yapılan ödül seçimleri ara ara büyük tartışmalara da yol açmış. Tartışmaların temelinde dağcılık ve alpin tırmanışında başarının nasıl değerlendirileceği geliyor. Çok zor bir duvarın sabit hatlar yardımı ile çıkılması mı yoksa daha az zorlukta bir rotanın küçük bir ekip ve alpin teknik ile tırmanılması mı? Benim gönlüm ikinciden yana :)

Tahmin edebileceğiniz üzere, bazı seneler tartışmalar o kadar hararetli ki ünlü tırmanıcılar yaptıkları sıkı çıkışları adaylıktan çekmişler. Mesela 2005 yılındaki ödülün Rusların Jannu Kuzey çıkışına verilmesi sonraki sene Rolando Garibotti'nin Cerro Torre üzerindeki ilk çıkışını adaylıktan çekmesine neden olmuş. Ki bu çıkış ile Garibotti ve arkadaşları Maestri'nin ünlü (ve bir o kadar da tartışmaya açık) Kompresör rotasını tamamlamadığını da kanıtlamışlardı.

Yukarda bahsettiğim haklı nedenler yüzünden organizasyon komitesi 2008 yarışmasını iptal ederek 2009 senesine dağcılık gelenekleri ile daha çok bağdaştığını düşündüğüm bir ödüllendirme prosedürüne başladılar. Bu sene tırmanışları stil, rotanın keşif değeri, çevreye saygı, ekibin tırmanışa adanmışlığı ('commitment' ve 'self-sufficiency') ve minimal malzeme kullanımı yönlerinden değerlendirmeye alan jüri üyeleri altı finalist arasından üç tırmanışı ödüle layık gördü:
> Keşif kategorisinde Samurai Direct (1800m, W1 5+, Hiraide ve Taniguchi - Kamet Güneydoğu Yüzü, 7756m, Hindistan)
> Adanmışlık kategorisinde Bushido (1800m, M5+, Ichimura, Sato ve Amano - Kalanka Kuzey Yüzü, 6931m, Hindistan)
> Teknik zorluk kategorisinde Checkmate (2000m, M7+, W15, 5.10, A0, Steck ve Anthametten - Tengkampoche Kuzey Yüzü, 6500m, Nepal)

Dikkatimi çeken nokta ise şu oldu, yukarıdaki ilk iki ödülle beraber altı finalistin dördü Japon ekiplerin tırmanışları. Önümüzdeki yıllarda bu ekiplerin yeni başarılarını epeyce okuyacağız sanırım.

Pazar, Temmuz 05, 2009

Tırmanmaya adam mı yok? Sosyal ağları dene!

Ankara'dan ayrıldıktan sonra tırmanış için arkadaş bulmak ne kadar zormuş onu öğrendim. Okuldayken birilerinin o haftasonu tırmanıyor olduğunu bilirdim mutlaka. Arkadaşlarla geçirilen güzel bir tırmanış haftasonu, arkadasında da Pazar akşamı soğuk bira... Haftaya başlamanın bundan güzeli mi var?

Amerika'ya geldiğimde önce bir bocalama dönemi yaşadım haliyle. Kimseyi tanımıyorum, ipe ne kadar hakimler bilemiyorum. Türkiye'de böyle öğrenmedim ki ben! Yıllarca beraber eğitim aldığım insanlar dışında kimseyle tırmanmaşım daha...

Sonra sonra, artık Türkiyede de yaygınlaşan, tırmanış e-listelerini kullanmaya başladım partner bulmak için. Burda epeyce yaygın bu durum. Listeye "bu haftasonu XXX vadisine gitmek istiyorum, tırmanış malzemelerim, ipim ve arabam var, şu zorlukta, şu tür rotalara girmek istiyorum" diye bir mesaj atıyorsunuz. Birileri mutlaka cevap veriyor. Başta tedirgin oluyordum bu durumdan. Hala da biraz tedirgin oluyorum, ama gidip gelen birkaç e-postadan sonra karşınızdakinin ne kadar tırmandığını anlayabiliyorsunuz. Yine de alakasız ve hatta beraber tırmanmanın tehlikeli olacağı insanlarla da partner olmak durumunda kaldığım oldu.

E-listelere bir alternatif de Türkiye'de artık epeyce kullanılan 'sosyal ağlar' (social networking) olabilir. Yeni gördüğüm ClimbFind.com isimli bir site dağcılık/tırmanış odaklı sosyal ağlara bir örnek. İleri seviyelerdeki tırmanıcılar için değil belki, ama yeni başlayan ya da tekrardan tırmanışa ısınmak isteyenler için ideal bir iletişim platformu bu sosyal ağlar.

ClimbFind.com kadar partner bulmaya yönelik olmasa da aklıma gelen diğer sosyal ağları şunlar: RockClimbing.com ve 8a.nu

Tabi aklıma gelen diğer soru da bu tür tırmanış partneri bulma yöntemlerinin Türkiyede ne kadar yaygınlaşacağı...